Skip to main content
GenelSanat

Hat Sanatı : Yaşlıların Fırçalarının Gölgesinde Mi?

Ah, hat sanatı! Kim demiş Arap yazısıyla estetik yapmanın sadece yaşlıların eline mahsus olduğunu? Biraz tarih bilgisi ışığında bakarsak, bu “hüsn-i hat” işi, Arapça ‘hatt’ kelimesinden türemiş, yani çığır açmaya yönelik bir çaba olarak tanımlanıyor. Yüzyıllar boyunca, kim bilir, belki de yaşlıların en sevdiği zaman dilimi olan “yavaş hareket” döneminde daima süregelmiş.

Batıda, “kaligrafi” olarak bilinen bu sanat, estetik kurallara riayet ederken kimin neresini estetikse, işte o da bir muamma! Arap yazısının tüm şatafatıyla, birkaç asır öncesinden beri İslam dünyasının ortak değeri haline geldiğine göre, bence şu 21. yüzyılda bunu biraz daha karikatürleştirebiliriz: “Yoksa yaşlıların gizli kulübü mü?”

Tarihteki bu yazı türü önce “cezm” adıyla anılmaya başlamış, sonra Medine’de “Medeni” olmuş. Herkes bu yazı ile “muhteşem” şeyler yazmaya çalışırken, Hz. Ali’nin Kufe’yi merkez yapmasıyla “Kufi” ünvanını kapmaya çalışan bir koro gibi! Kufi yazısı artık, İslamiyet’in doğuşundan sonra bile sona ermemiş, tam bir moda ikonuna dönüşmüş durumda.

Abbasiler döneminde bu yazının durumu daha da eğlenceli hale geliyor. 150 yıl boyunca Kufi kullanılırken, İbn Mukle adındaki bir vezir, harflerin estetiğine biraz matematik katmaya karar vermiş. Ve hiçbir şeyin yapılamayacağına dair eski bir inancı bozarcasına, “Harfler için standart ölçü belirleyeceğim!” demiş! Eğer birisi fırça ve mürekkep ile yazı yazmayı düşünüyorsa, neden eski usul kağıtlara gidip zor olasılıklarla kurgulansın ki?

Osmanlı-Türk hattatları ise durumu tam bir destana döndürmüş. Şeyh Hamdullah, o zamana kadar efsane olan hat sanatını, “Ben yaptım, siz de bana bakın!” dercesine zihnimizde yer edinen bir güzellikle taçlandırmış. 16. yüzyıldan sonra ise “Şeyh gibi yazdı” veya “Şeyh-i sani” gibi ifadeler, bu sanata duyulan hayranlığı artırmaktan öteye geçerek tam bir ikon haline geldi.

Aynı zamanda, 17. yüzyılda Hafız Osman, üslubunu yarıda bırakmadan, “Bu benim tarzım!” diyerek kendi tarzını yaratmış. İstanbul’un fethi sonrası bu sanatın merkezi olmuş olması ise, “Kur’an Hicaz’da nazil oldu, Mısır’da okundu, İstanbul’da yazıldı” sözüyle özetlenebilir. Kim bilir, belki de İstanbul’a akın edenler, hat sanatını öğrenip, hem yaşlıları hem de gençleri “biz de fırça tutabiliriz” diye motive etmek için gelmiştir!

Ve böylece, hat sanatının büyülü dünyasında, tarihin ironik yüzüyle bir araya geliyoruz. Eski zamanlardan bir fırça darbesi ile gelen bu sanatın özünü anlamak her zaman kolay olmayacak, ama en azından birkaç alaycı gülümseme ile ilerlemek mümkün!

Leave a Reply

Close Menu

Sanatınabak.com

Sanatın Kalbinin Attığı
Bu Platforma Hoşgeldiniz.

Bize Ulaşın

Acıbadem Mah.Sokullu Sokak no 3.01 B
Sokullu Sok.
No:3.01/B
Kadıköy/İstanbul

T: +0538 334 45 79
E: info@sanatinabak.com