Gelelim Pop Art’a… Sanat tarihinin belki de en “Ben de yaparım abi” dedirten akımı.Andy Warhol sağ olsun, süpermarket rafında gördüğümüz çorba konservelerini alıp “Bakın sanat işte!” diye önümüze koydu.Ve insanlar gerçekten bunu sanat olarak kabul etti! O zaman Picasso boşuna mı kubizmle uğraştı?
Ama işin aslı şu: Pop Art, sanatın bir meta haline gelmesini eleştirirken, ironik şekilde kendisi de en çok pazarlanan sanat akımlarından biri oldu.

Bugün herhangi bir tişörtçüye
gitseniz, Warhol’un Marilyn Monroe portresi veya Roy
Lichtenstein’ın çizgi roman estetiğindeki işleri mutlaka bir
yerde basılıdır. Yani sanat mı, tasarım mı, yoksa sadece
pazarlama mı? Kim bilir…
Her Şey Sanat mı, Yoksa Sanat mı Her Şey?
Günümüzde artık sanatın
sınırları o kadar genişledi ki,
neredeyse her şey sanat
olarak sunulabiliyor. Bir
NFT’ye milyonlar dökenler de
var, bir tuvalin ortasına tek bir
kırmızı nokta koyup “Bu,
insanın varoluş sancısını
temsil ediyor” diyenler de.

Ve işin en güzel yanı, kimse çıkıp “Hayır kardeşim, bu sanat değil!” diyemiyor.Çünkü sanatta öznel bakış açısı önemli… ya da en azından öyle diyorlar.
O zaman ne yapıyoruz? Dijital sanat yapıyoruz, Pop Art basılı tişörtler giyiyoruz ve her şeye sanat diyerek hayatımıza devam ediyoruz. Ne de olsa çağımızın en büyük sanatçısı algoritmalar ve sosyal medya… Ve tabii ki, en çok like alan eser, en iyi eser.
Sanat mı, değil mi? Bilmiyorum ama şu bir gerçek: CTRL+Z olmasa dünya daha ilginç bir yer olurdu!

