Kendinizi ve Yaptığınız İşi Kısaca Tanıtır Mısınız ?
Merhaba, ben Serap Tokaslan. Sanat ve tasarım alanında farklı disiplinlerde üretimler yapıyorum. Uzmanlık alanım takı ve aksesuar tasarımı .Profesyonel olarak Mersin Devlet Opera ve Balesi’nde 11 yıldır sahne kostümcüsü , eş zamanlı olarak da kendi atölyem Orni Atelier’ de kişiye özel şapka, mücevher tasarımları tasarlayıp , stil danışmanlığı yapıyorum..
Sanat ve tasarıma olan ilginizin lise yıllarınıza kadar dayandığını söylüyorsunuz. Bu ilgiyi eyleme dönüştüren şey ne oldu ve bu süreci nasıl tanımlarsınız?
Sanat ve tasarım, hayatımın her zaman temel bir parçası oldu.Lise yıllarımda bu ilgiyi sadece bir hobi olarak değil, kendimi ifade etmenin en saf yollarından biri olarak gördüm. 2000 yılında Mersin Üniversitesi Takı Teknolojisi ve Tasarımı Yüksekokulu’na başladığımda, bu ilginin bir tutkudan fazlası olduğunu, yaşamıma anlam kattığını fark ettim. Tasarım süreci benim için sadece fiziksel objeler yaratmak değil, geçmişle günümüz arasında bir köprü kurmak, kültürel mirası çağdaş formlara dönüştürmek demek. Bu süreci, kişisel gelişimimi ve yaratıcı kimliğimi şekillendiren bir yolculuk olarak tanımlıyorum.
Mehmet Kabaş ve Gönül Paksoy gibi alanında önde gelen isimlerle çalışmışsınız. Bu usta-çırak ilişkileri ve asistanlık süreçleri tasarım anlayışınızı nasıl etkiledi?
Şanslı bir insanım ben 🙂 ikisi de derya deniz, Mehmet Kabaş ile geçirdiğim staj ve çalışma yılları, bana bir tasarımcı olmanın yalnızca estetik kaygılarla değil, aynı zamanda felsefi bir derinlikle de ilgili olduğunu gösterdi. Akademi İstanbul’da başlayan bu deneyim, Kabaş Design’da tasarıma çok daha geniş bir perspektiften bakmamı sağladı. Gönül Paksoy ise modanın ötesinde, “zamansız sadelik” stil ve sürdürülebilirlik gibi kavramlarla tanışmamı sağladı. Onun asistanı olarak geçirdiğim, bir yandan da destekleriyle yüksek lisans tezimi yazdığım süreç bana; tasarımda, renk, doğa ve insan arasındaki ilişkiyi, geçmişin kökleriyle modern bir çizginin nasıl kurabileceğini öğretti. Bu dönem benim için tasarım felsefemi ve iş disiplini anlayışımı derinleştiren çok kıymetli bir eğitim dönemi gibiydi.
Modern takı ve çağdaş mücevher tasarımında Türkiye’de öncü isimlerle de çalışmışsınız. Bu deneyimlerin kariyerinizde nasıl bir rol oynadığını düşünüyorsunuz?
Endüstriyel tasarımın geniş birikimiyle mücevherler tasarlayan, öğrencilik yıllarımda hayranları olduğum Ela Cindoruk ve Nazan Pak ile yolumun kesişmesi de zenginleştirici bir deneyimdi. Bu kişiler, tasarımın sınırlarını zorlamanın ve özgünlük arayışının ne denli önemli olduğunu gösterdiler. Onlarla geçirdiğim kısa ama etkili süreç, tasarım yaklaşımımı önemli ölçüde şekillendirdi.
Aslında bugün geldiğim noktada, birbirinden değerli bu kişilerin ekollerinden ve profesyonel iş disiplinlerinden öğrendiklerim, yaratıcı süreçlerime rehberlik ediyor. Her tasarımda, estetik anlayışımın ardında bu ustaların mirasının olduğunu hissediyorum.
2013 yılından bu yana Mersin Devlet Opera ve Balesi’nde sahne kostümcüsü olarak çalışıyorsunuz. Sahneye konulan eserlerin kostümlerini tasarlamak sizin için nasıl bir deneyim?
Sahne sanatları her zaman beni büyülemiştir. 2013 yılından bu yana Mersin Devlet Opera ve Balesi’nde sahne kostümcüsü olarak çalışmak, tasarım pratiğimi sahnenin büyülü dünyasına taşıdı. Aslında bu kurumda bir sahne kostümcüsü olarak sadece şapka ve baş aksesuarları gibi ayrı bir birimde üretimler yapıyorum. Yani kostümlerin olmazsa olmaz tamamlayıcısı niteliğinde bir ayrıntının son dokunuşçusuyum.Kostüm tasarımı, yalnızca giysi yaratmak değil, bir hikâyeyi görsel olarak ifade etmektir. Birlikte yol aldığımız kostüm kreatörleriyle sadece ergonomik olarak değil, sahnedeki karakterlerin dünyasını, onların ruhunu yansıtan aksesuarlar ve başlıklarla birleştirmek benim için hem zorlu hem de ödüllendirici bir deneyim. Sahneye çıkan her kostümde, o eserin atmosferini başındaki önemli gösterge nesnesiyle izleyiciye hissettirebilmenin gururunu taşıyorum. Şapka ve aksesuarlar, karakterlerin kimliğini ve ruhunu görsel olarak ifade eder. Baş aksesuarlarının kostümlere, kostümlerin oyuna kattığı değer, izleyicinin o dünyaya dalmasını sağlamak ve karakterlerin duygusal yolculuklarını daha derinlemesine hissetmelerine yardımcı olmaktır. Benim için her dokunuş, oyunun ruhunu izleyiciye daha güçlü bir şekilde aktarabilmenin en sihirli yoludur.
Kendi markanız bünyesinde de çalışmalarınıza devam ediyorsunuz.Öncelikle Orni ne demek. Neden Orni Atelier?
Oğlumun iki üç yaşlarında bir hikaye kitabı vardı. Daha önce birkaç çizgi filmde karşılaştığım ama özelliklerini hiç bilmediğim Ornitorenk hayvanının, kendi aidiyet serüvenini ve fiziksel özelliklerini keşfederken çevresindekilerle kurduğu özgün hikaye beni kalbimden vurmuştu. Gagası ve perdeli ayakları olup ördek olmaması, kuyruğunun bir kunduza benzemesi ama kunduz olmaması, su da yüzebilir olup susamuru olmaması, kendilerine özgü tür özelliklerini kendimle ve tasarım sürecimle oldukça ilişkilendirdiğim bir imge olarak markamızın ismine de ilham kaynağı oldu. Orni Atelier benim için özgürlüğün bir yansıması. Farklı disiplinlerde üretim yapmak, sınırları zorlamak ve kendimi farklı yollarla ifade etmek demek. Bu atölye, mücevherden resme, kostümden heykele kadar pek çok alanda sanatı ve tasarımı bir araya getirdiğim bir laboratuvar gibi. Orni Atelier’de, geleneksel tekniklerle çağdaş fikirleri buluşturmak, sürdürülebilirlik ilkesini estetikle birleştirmek ve her eserimde bir hikâye anlatmak benim için çok önemli. Bu süreçte ürettiğim her şey, kişisel bir ifade ve izleyiciyle kurduğum bir diyalog olarak değerlendirilebilir.
Son zamanlarda çok yaygın bir anlayış var sürdürülebilirlik! Sanatsal çalışmalarınızın ya da sanatın sürdürülebilirliği ile ilgili ne düşünüyorsunuz ?
Sanatın sürdürülebilirliği, onu nasıl ele aldığınıza bağlı. Benim tasarım anlayışımda sürdürülebilirlik, sadece kullanılan malzemelerle sınırlı değil, aynı zamanda kültürel mirası yaşatmak ve bu mirası çağdaş bir şekilde yorumlamakla da ilgili. Sanat, ve hatta zanaat toplumsal belleği koruduğu ve yeni nesillere ilham verdiği sürece sürdürülebilir olacaktır. Bu yüzden, hem malzeme seçimlerinde hem de tasarımlarımı oluştururken bu bilinçle hareket ediyorum.
“Şapkadan tavşan çıkaran şapkacı”sizi böyle tanımlayabilir miyiz?
Şapkadan tavşan çıkarmışlığım var evet. Uzun zamandır yaparken en keyif aldığım işlerden biriydi. Genel olarak çalışmalarımda kumaş, dikiş ve farklı malzemelerle tasarımlar yapmayı seviyorum. Bazen sahnede dans eden bir balerinden , bazen, geçmişte babaannemden bugünlere ulaşabilmiş kumaşlardan mediumlar oluşturuyorum. Çoğu zaman dikiş çizginin yerine geçer çalışmalarımda.
Bir çok yerde karşılaşılabilecek bir imge tavşan ve şapka aslında ama ben de kendi yaşamımla olan ilişkisinde yorumlamak istedim. Tavşan metaforu Alice için keşif ve merak dolu fantastik bir macera iken, Neo için, varoluşsal bir sorgulama ve hakikate ulaşma yolculuğudur. Alice in acele eden ve sürekli saatine bakan bir tavşanın peşinden gitmesi, Matrix de Neo’nun ekrandaki “beyaz tavşanı takip et” mesajının sonucunda Trinity ve Morpheus ile karşılaşması onu Matrix’in sahte, gerçekliğinin ötesine götürür.
Peki Orni Atelier de şapkalarınızı tasarlarken ilham noktanız neler oluyor. Trendlere hizmet etmenin ötesinde bir tasarım anlayışınız var gibi, sizce Orni kadınları nasıl kadınlardır, sizin şapkalarınızla nasıl bir kimliğe bürünmeyi tercih ederler?
“Orni kadınları” ne güzel bir ifade, “Orni erkekleri” de diyelim mi:)onlar içinde özel tasarımlarımız var. Aksesuar, şapka, ayakkabı, çanta her zaman giyilen giysiden öte giyenin kimliğinden bize ipuçları veren en önemli göstergelerdir. Bahsettiğim gibi markamız çok geniş bir yelpazede ürünler tasarlarken her zaman özgün, güçlü, zamansız, stil sahibi bir kesime hitap etmeyi amaçlıyor diyebilirim. Tam olarak ilham kaynağım şudur diyemem; bazen bir renkten, bir biçimden, formdan, bazen kumaşın ya da malzemenin dokusundan yola çıkabiliyorum. Sanat=hayat dediğim mottomla hayata dair her şey ilham olabiliyor.
Sanatçı: Serap Kürüm Tokaslan
:@serapeum & @orniatelier
